18 Mayıs 2012 Cuma

hüznümü paylaşmaya geldim...

"aşk mı? huzur mu?" diye soralı aşağı yukarı dört ay olmuş. o zamanlar kendimle cebelleşiyordum.. neredeyse bir senedir sadece insan olarak çok sevdiğim için birlikte olduğum adamın sürekli tekrarladığı şey gerçek olmuştu: "başkasına aşık olabilirsin." yukarıdaki soruyu sorduğumda karar vermek üzereydim ne yapacağıma. aldığım yorumların çoğunda olduğu gibi ben de aşkı seçtim. ve bu yazmadığım sürede hayatımın en mutlu günlerini yaşıyordum desem yalan olmaz herhalde. tek bi cümleyle kalbimin durduğunu sanacak kadar üzüldüğüm zamanlar da olmadı değil ama genel olarak aşk da böyle bir şey değil mi zaten?

aşkın büyüsüne kapılıp buraları bırakıp gitmiş gibi oldum biraz ama aslında pek çok kez, yaşadıklarımı nasıl hissettirebilirim, nasıl paylaştırabilirim bunları diye düşünüp durdum. yeni bi blog açmayı ya da blogu sadece takipçilere özel yapmayı düşündüm çünkü artık burada da pek rahat değilim. ancak vazgeçemedim.

uzun süredir can atarken mutluluğumu paylaşmaya, hüznümü paylaşmaya geldim şimdi.

bir süredir amcam hastaydı. kanser. yapacak bir şey kalmamış. bütün akrabalar toplandılar bu hafta. ben yine kaçıyordum. her zora geldiğimde yaptığım gibi. hiç yakınımı kaybetmemiştim (çok az hatırladığım büyük annem dışında), paniktim, korkuyordum ve kafam karmakarışıktı. olmaz öyle bir şey gibi geliyor insana. daha vardır diyorsun daha çok gidip görürüm. her şey bittiğinde de daha büyümüş olurum diyorsun. inanmak istiyorsun...

salı günü telefon aldım, amcamın oğlu kaza geçirmiş, komadaymış. algılayamadım önce. babamı aradım üzülmeyeyim diye öyle bir olay olmamış gibi davrandı. sonrasında annemle konuştum bi önceki gün amcamla tartışmış kuzenim. herkes kızgınmış kuzenime, o halde adamı üzdü diye. üstüne de böyle bir olay yaşanınca herkes daha kötü olmuş. ya da onun gibi bir şeyler. şu an hatırladıklarımı yazmaya çalışıyorum daha doğrusu hatırlamaya çalışıyorum. saatler boyunca yaptığım konuşmadan aklımda kalan şeyler; komada olduğu, amcamla kavga ettiği, bitkisel hayata girdiği, yirmi ünite kan verildiği ve kana ihtiyaç duydukları, ablamın telefonda ağlayışı ve "öldü."

sonrasını anlatmak çok güç. üç gün nasıl geçti bilmiyorum. öncesine dair hatırladığım hiçbir şey yok ama bugün çok uzundu. hiç ağlamadım... sürekli "hayat devam ediyor" deyip, onun için iyi dileklerde bulunup durdum. insanların yüzüne güldüm. muhabbet ettim. aslında kolay olan bu. muhabbet etmeye, kafanı dağıtmaya çalışmak, yer yer gülmek.gece olunca içindeki hüznün bir gram azalmadığıyla yüzleşmek asıl acıtan. yanlış mı yapıyorum bilmiyorum ama sanki öbür türlü toparlanmam daha zor olur gibi geliyor..

çok fazla anlatamıyorum ama zor. bu acının üstesinden gelmek çok zor.
daha kötülerini yaşayacak olma ihtimali de bir o kadar acıtıyor..

büyüyorum..
hayat bana bir şey daha öğretti: en zorlandığım şeydi insanlar yakınlarını kaybettiklerinde teselli etmeye, yanlarında olmaya çalışmak ve hep sürekli başın sağ olsun'ları duymak daha çok yıpratır insanı düşünürdüm. oysa samimiyetinin olmadığı birilerinin bile gelip başın sağ olsun demesi, birilerinin iyi misin biraz daha, bi ihtiyacın olursa hemen söyle demesi çok önemliymiş. her ne kadar bu kadar acıtmaması için zamana ihtiyacın olsa da paylaşmak iyi geliyormuş..


27 Şubat 2012 Pazartesi

-soğanı, sarmısağı sevmiyormuş numarası yapanlar düz duvara tırmansın inşallah. amen.

-derslere gitmiyor, uyumayı çok seviyor, sürekli uyumak istiyor ya da yılda bir sınavlara çalışıyor, çalışınca kopya veriyor, hiç çalışmayınca sınava girmiyor olabilirim ancak kalemim yok defterim yok NA yla kaldım haberim yok diye türküler tutturmama sebep olan arkadaşlarıma çok teesüf ediyorum. sizi gidi kandırıkçılar sizi. özlediğiniz için yapıyorsanız azman bakışı atıp işaret parmağımı sallıyorum. bi keresinde ben gelmiştim dün.

25 Ocak 2012 Çarşamba

çocuklaşıyorum (+sorulu post*)

günlerdir bu fotoğrafa (bkz.ilk fotoğraf) bakıp "yeaa keşke net çıksaymış niye net çıkmamış!" deyip duruyorum. şımarık, mutsuz ama mutlu olmak için bahane kovalayan bir çocuk gibiyim.(bkz. "son" fotoğraf)

halbuki fotoğrafta ilgi çekici, güzel bi şey de yok ki. sadece gülmüşüm, herhalde bu aralar dişlerimin göründüğü bir fotoğrafım olsun, orada burada yayınlayayım da millet mutlu sansın gibi bir düşüncem bilinçaltımdan pörtledi.
olamaz mı? olabilir.







ve bir sorum var:
-sonsuz huzurlu olup (mutlu demiyorum dikkat) aşık olmadığın bir insanla mı, aşık olup arada bir huzursuz da olduğun bir insanla mı birlikte olmayı tercih edersin? 


* sonradan ekledim +rep gibin olmuş ki sanki de mi bence.

öperler.

23 Ocak 2012 Pazartesi

fotoşop yaapcam galibaaa her güünn

çok güzel oynarım fotoğraflan. öyle böyle değil. inanmıyorsan bak da gör!


dipnot: can sıkıntısı.ciddiye almayın.
o değil de fotoğraflara bakarken bi son 8 yılımı gözden geçirdim. dönem dönem horrible horrible hallerim var. horrible horrible.

14 Ocak 2012 Cumartesi

bir kısa film : DİCLE

ilk izlediğimde, bir filme, bir hayata dair, sözcüklerin, cümlelerin ilk defa ne kadar anlamsızlaşabileceği gerçeğiyle yüzleşmiş, ağzımı açıp tek kelime edememiştim...hala her izlediğimde boğazım düğümlenir. ve hala söyleyecek çok şeyim olduğu halde sadece avazım çıktığı kadar bağırmak isterim..bağıramam..








"Namus cinayetleri üzerine araştırmalar yaparken 5 Ekim 2009 gecesi “Çok acı var dayanamıyorum” yazılı bir not bırakıp Boğaziçi Köprüsü’nden ölüme atlayan Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Dicle Koğacıoğlu anısına kısa metreajlı film çekildi. Filmin senaryosunu yazan Seren Gel tarafından yönetilen “Dicle’’ isimli kısa filmde, ailesi tarafından öldürülerek Dicle Nehri’ne atılan 17 yaşındaki Kadriye Kılıç’ın kısa hayat öyküsü anlatılıyor."


"Batman’ın bir köyünde 1984 yılında dünyaya gelen Kadriye Kılıç 15 yaşına geldiğinde kendisinden altı yaş büyük biriyle istemediği halde evlendiridi. Evlendikten sonra sevdiği kişiyle kaçtığı için ağabeyi tarafından İstanbul’da bulunarak vurulup hastaneye kaldırıldı. Hastanede bir süre tedavi gördükten sonra hastaneden çıkan Kadriye Kılıç yeniden ailesinin yanına döndü. Taburcu olduktan kısa bir süre sonra 20 Nisan 2001’de Dicle Nehrinde cesedi bulunan Kılıç’ın ailesi tarafından “namus” cinayetine kurban gittiği ortaya çıktı." 



Related Posts with Thumbnails